Çalışma Dünyası Raporu 2010 ILO iş gücü piyasasındaki uzun süreli durgunluğun birçok ülkedeki toplumsal görünümü daha da kötüleştireceğini söyledi

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) araştırma departmanı tarafından yeni yayımlanan rapora göre “iş gücü piyasasındaki uzun süreli durgunluk” birçok ülkedeki toplumsal görünümü gittikçe kötüleştirmektedir.

“Çalışma Dünyası Raporu 2010-bir krizden diğerine mi?” şeklinde isimlendirilen çalışma krizde geçen üç seneden sonra küresel ekonominin büyümeye başladığını ve özellikle de Asya ve Latin Amerika’daki yükselen ekonomilerde ve diğer bazı ülkelerde cesaret verici istihdam iyileşme oranları görüldüğünü onaylamaktadır.

Ancak, ILO’nun Emek Çalışmaları için Uluslararası Enstitüsü’nün raporunda bu konuda şöyle bir uyarıda bulunulmuştur: “Bu önemli kazanımlara rağmen…birçok ülkede istihdam konusu üzerinde yeni bulutlar oluşmaya başlamış ve geleceğe dair olasılıklar kötüleşmeye başlamıştır.”ILO çalışması, mevcut politikaların sürdürülmesi halinde istihdamdaki iyileşmenin kriz öncesi duruma gelebilmesinin, bundan bir yıl önce hedeflenen 2013 yılı yerine, 2015 yılına erteleneceğini söylemektedir.Aynı zamanda, raporda, yükselen ve gelişmekte olan ülkelerdeki istihdam büyürken bu ülkelerdeki 8 milyonun üzerinde yeni işin de kriz öncesi seviyelerine dönmeye ihtiyaç duyduğu ifade edilmiştir.

ILO raporunda, “işgücü piyasasındaki durgunluk uzadıkça, iş arayanlar yeni iş bulmak için daha da fazla zorlanacaktır” denmiştir. “Verileri bizde mevcut olan 35 ülkedeki iş arayanların yaklaşık olarak yüzde 40’ı bir yıldan uzun bir zamandır işsizdir ve bu kişiler önemli oranda demoralize olma, kendini değersiz hissetme ve ruhsal sağlık problemleri yaşama riski altındadırlar. Daha da önemlisi, genç insanlar orantısız bir şekilde işsizliğin hedefi olmaktadırlar.”ILO Genel Müdürü, Juan Somavia, “Doğruluk krizden çıkma yolunda bizim kılavuzumuz olmalıdır” demiştir. “Eğer insanlar çekilen acının herkes tarafından eşit olarak paylaşıldığını görürse zor seçimleri anlayabilir ve kabul edebilir. Hükümetler mali piyasaların talepleri ile vatandaşların ihtiyaçları arasında seçim yapmak zorunda kalmamalıdır. Mali ve toplumsal istikrar birlikte sağlanmalıdır. Diğer türlü, sadece küresel ekonomi değil toplumsal bağlılık da riske atılmış olur.”

150 ülkeden elde edilen verilere dayanan ILO’nun yeni çalışmasının anahtar bulgularından bazıları:

• Birçoğu gelişmiş ekonomiler olmak üzere en az 25 ülkede mali ve ekonomik krize bağlı toplumsal huzursuzluk olayları rapor edilmiştir. Bazı iyileşme gösteren, yükselen ekonomilerde ücret seviyeleri ve çalışma koşulları konusunda toplumsal huzursuzluk olayları kaydedilmiştir.

• 2009 yılı sonunda pozitif istihdam büyümesi yaşayan birçok ülke şimdi iş iyileşmesi konusunda zayıflamaktadır. Aynı zamanda, raporda, veri elde edebildikleri ülkelerde 2009 yılı sonunda, iş arayan 4 milyondan fazla kişinin iş aramayı bıraktığı açıklanmaktadır.

• Veri elde edilebilen 82 ülkenin dörtte üçünden fazlasında, insanların yaşam kalitelerinden ve yaşam standartlarından memnuniyet oranları, 2006 yılındaki benzer verilere göre 2009 yılında düşmüştür.

• 83 ülkenin 46’sında işi olan kişiler içerisinde dahi adaletsizlik olduğu düşüncesinden dolayı hissedilen memnuniyet oranında düşüş gözlemlenmiştir.

• 72 ülkenin 36’sında insanlar kriz öncesine göre hükümetlere daha az güven duymaktadır.

Çalışmada, 13 Eylül’de Oslo’da büyüme önündeki engelleri, istihdamı ve toplumsal birliği tartışma amacıyla yapılan ve tarihi bir buluşma olan ILO- Uluslararası Para Fonu (IMF) konferansında ortaya konulan sonuçları destekleyecek yeni kanıtlar sunulmuştur. Çalışma verileri, istihdam yaratılmasını ekonomik iyileşmenin merkezine koyan ve düşük enflasyon ve iyi mali önlemlerin yanı sıra tam istihdamı anahtar makroekonomik amaç olarak belirleyen Konferans çağrısının uygulanmasının aciliyetinin altını çizmiştir.

Uluslararası Enstitü’nün Müdürü ve aynı zamanda raporun başyazarı olan Raymond Torres, küresel ekonomi içerisindeki ülkelerin yüz yüze kaldığı iç karartıcı tablonun iki nedene dayanarak açıklanabileceğini söylemiştir: “Birincisi, daha derin krizleri engelleyecek olan ve ekonomik canlılık yaratılmasına yardımcı olacak olan mali uyarıcı önlemler, iyileşmenin varsa bile hala çok zayıf olduğu ülkelerde geriye çekilmektedir.” “İkinci ve daha önemli olan faktör ise krizin temel nedeninin henüz gereği gibi ortadan kaldırılmamış olmasıdır.”
>Raporda, “Mutlak gelişmiş ülkelerdeki özel borçlanmaya dayalı büyüme ile yükselen geniş ekonomilerdeki ihracata dayalı büyümenin bir arada var olması dünya ekonomisinin Aşil topuğu olarak kanıtlanmıştır.” Emek kazancı verimlilik gelişmeleri tarafından ayarlanandan daha az miktarda büyümeye devam ettiği sürece iyileşme kırılgan durumda kalacak ve mali sistem işlevsiz kalacaktır.

ILO çalışması kısa vadede iş yaratımını canlandıracak ve gelecekte daha iyi kalitede ekonomik büyüme sağlayacak olan üç yönlü bir krizden çıkış yaklaşımı sunmaktadır. Bu yaklaşım, öncelikle, iyileşme olayı boyunca, uzun vadede işsizliğin büyüme riskini, daha fazla yapısal kayıt dışı riskini ve yeteneklerin doğru yönlendirilememesi risklerini azaltmak için iş odaklı politikaların güçlendirilmesini sağlamalıdır. Bu önlemler iyi tasarlanmış aktif emek piyasası politikalarını, güvencesiz grupları (özellikle de gençleri) desteklemek için belirlenen önlemleri, iyileşmenin yaşandığı ülkelerde iyileşmenin ihtiyaçlarına göre eğitim politikalarını ve istihdam odaklı toplumsal korumayı içerir. Rapor, bu önlemlerin dünyanın farklı bölgelerinde nasıl başarılı bir şekilde kullanıldığına ve bunun devlet kasasına da çok büyük bir yük getirmediğine dair somut örnekler vermektedir. Onlar, uzun vadede emek piyasası katılımını ve iş kalitesini desteklemekte ve böylece kamu harcamalarındaki baskıyı azaltmakta ve daha fazla gelir sağlamaktadırlar.

İkinci destek politikası, ödemeler dengesi fazla veren ülkelerde ücretler ile üretim kazançları arasındaki yakın ilişkiyi ilerletmek olabilir ki bu hem ödemeler dengesi fazla veren hem de dış ödemeler dengesi açık veren ülkelerdeki sürdürülebilir iş yaratımını hızlı bir şekilde artıracaktır. Çalışma göstermiştir ki böyle bir önlem, bütün ülkelerdeki büyümeyi desteklemekte döviz kuru değişikliğinden daha etkili olacaktır.
Ve üçüncüsü, birikimlerin daha verimli yatırımlara yönlendirilmesine ve daha sağlam işlerin yaratılmasına izin verecek olan düzgün bir mali reformu gerektirmektedir.
Çalışma Dünyası Raporu ILO Emek Çalışmaları için Uluslararası Enstitüsü tarafından her yıl yayımlanmaktadır ve rapor emek piyasasının mevcut durumunun bir değerlendirmesini sunmaktadır.

Çalışma Dünyası Raporu 2010: Bir Krizden Diğerine mi?

Mali krizin başlamasından üç yıl sonra, dünya ekonomisi ekonomik bir büyüme yaşamaya ve hatta özellikle de Asya ve Latin Amerika’daki bazı ülkelerde istihdam iyileşmesi konusunda cesaret verici işaretler görülmeye başlandı.

İstihdam Görüntüsü Bugünlerde Kötüleşti

Bununla birlikte, bu önemli gelişmelere rağmen, istihdam üzerinde yeni kara bulutlar oluşmaya başlamış ve geleceğe yönelik olasılıklar önemli ölçüde kötüleşmiştir. Gelişmiş ekonomilerde, istihdam oranının kriz öncesi seviyeye geçen senenin Çalışma Dünyası Raporu’nda (Bölüm 1) tahmin edilen 2013 senesi yerine 2015 senesinde ulaşabileceği tahmin edilmektedir. Yükselen ve gelişmekte olan ülkelerde ise, geçen senenin raporunda öngörüldüğü gibi, istihdamın kriz öncesi seviyeye bu sene bile ulaşabileceği tahmin edilmektedir. Bununla birlikte, bu ülkelerde hala 8 milyonun üzerinde iş sayısı gittikçe artan iş gücü ile buluşmayı beklemektedir (Tablo 1). 2009 yılı sonunda istihdam büyümesinin olumlu olduğu diğer birçok ülkede ise son eğilimler iş iyileşmesinde bir zayıflık yaşandığını ve hatta bazılarında “çifte düşüş” meydana geldiğini göstermektedir.

İşgücü piyasasındaki durgunluk süresi uzadıkça iş arayanların yeni iş bulma olanakları da zorlaşacaktır. Verilerin mevcut olduğu 35 ülkede, iş arayanların yaklaşık olarak %40’ı bir yıldan fazla bir süredir işsizdir ve bu nedenle de bu kişiler önemli ölçüde demorolize olma, kendini değersiz hissetme ve ruhsal sağlık problemleri yaşama riski altındadırlar. Daha da önemlisi, gençler orantısız bir şekilde işsizliğin hedefi olmakta ve onların bulduğu işler de genellikle güvencesiz çalışma kapsamına girmekte ve ayrıca onların yeteneğiyle de alakasız işler olmaktadır. İşgücü piyasası çok uzun bir zamandır bunalımda olduğu için birçok işsiz insan cesaretini kaybetmekte ve işgücü piyasasını tamamen terk etmektedir. Bilgi edinebildiğimiz ülkelerde 2009 yılı sonu itibariyle 4 milyona yakın kişi iş aramayı çoktan bırakmıştır.

…mali kemer sıkma politikalarına yansımış ve doğrusu krizin temel nedenleri henüz gerektiği gibi ortadan kaldırılmamıştır

Bu kötü tablonun arkasında yatan neden iyileşmeyi başlatmakta kritik önemde olan mali teşvik önlemlerinin iptal ediliyor olmasıdır. Yatırımcıların meydana gelecek olan açıkları kapatacak fonlar sağlama konusundaki isteksizliğini göz önünde tutan hükümetler, daha büyük kamu açıklarının oluşmasından endişelenmektedir. Raporda analiz edilen ülkelerin çoğunluğunda mali politikalar kemer sıkma politikalarına dönüştürülmüştür ve eğer ki bu politikalar kötü bir şekilde tasarlanmışsa iş krizlerinin daha da uzun süreli olmasına neden olacaktırlar.

İkinci ve daha önemli olan faktör ise, krizin temel nedenlerinin henüz gerektiği şekilde ortadan kaldırılmamış olmasıdır. Mutlak gelişmiş ülkelerdeki özel borçlanmaya dayalı büyüme ile yükselen geniş ekonomilerdeki ihracata dayalı büyümenin bir arada var olması dünya ekonomisinin Aşil topuğu olarak kanıtlanmıştır. Mali kriz başlamadan önce, emek gelirleri verimlilik kazançları tarafından ayarlanandan daha az miktarda büyümüş ve bu nedenle de gelir eşitsizlikleri artmıştır. Bu durum, Birleşik Devletler ve bazı Avrupa ülkeleri gibi mutlak gelişmiş ekonomilere sahip ülkelerde aileleri ev ve tüketim ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için borç almaya zorlamaktadır ve bunun nedeni de işlevsiz mali sistemin var olmasıdır. Almanya gibi diğer gelişmiş ülkelerde ve Çin gibi yükselen ülkelerde büyüyen eşitsizlikler nispeten ılımlı iç talep büyümesine dönüşmektedir. Fakat bu, daha yüksek ihracat tarafından yüksek harcamaların olduğu borç ekonomilerine karşı ağır bastırılmaktadır. Özel borç balonu küresel mali krizin atağı ile patlamış ve yerine bir süre için büyümenin motor gücü olarak kamu borçları geçmiştir. Buna rağmen, ekonomiyi canlandırmak için gerçekleşen kamu borçlanmasındaki artışın da bir sınırı vardır.

Krizden tamamıyla çıkılabilmesi için hem gelir eşitsizliklerinin hem de işlevsiz mali sistemin doğru bir şekilde tespit edilmesi hayati önem taşımaktadır.

Fakat krizden tamamıyla çıkılabilmesinin bir yolu vardır, ilk olarak iş merkezli mali destek gerekmektedir…

İstihdamdaki görüntüyü geliştirmek halen mümkündür. Rapor, her iki tarafı da güçlendirecek üç yönlü bir yaklaşımın anahtar rolü hakkında kanıtlar ortaya koymuştur. İlk olarak, uzun vadeli işsizliğin artması ve daha fazla kayıt dışı alanın oluşması riskini azaltmak amacıyla iş merkezli politikaların güçlendirilmesi şarttır. İyi tasarlanmış aktif işgücü piyasası politikaları, iş bölümü anlaşmaları ve başta gençler olmak üzere savunmasız konumdaki grupları destekleme amaçlı önlemler bu bağlamda düşünülebilir.

Rapor bu önlemlerin dünyanın farklı bölgelerinden başarı ile uygulandığını ve devlet hazinesine de çok büyük bir yük getirmediğini göstermiştir. Dahası, daha uzun vadede önlemler işgücü piyasasına katılımı ve iş kalitesini destekleyerek kamu harcamalarının azaltılması için fırsat yaratabilir ve daha fazla gelir yaratılmasını sağlayabilir. Sonuçta, hastalıklı bir şekilde planlanmış kemer sıkma politikalarının izlenmesi durumunda oluşacak olandan daha düşük seviyede bir kamu açığı ortaya çıkarılabilecektir (Bölüm 3).

…ikinci olarak yükselen ekonomilerdeki ve diğer ödemeler dengesi fazla veren ülkelerdeki gelir yönlendirmeli büyüme…

İkinci destek politikası, borç yönlendirmeli büyümeden ayrılma ve hem ödemeler dengesinde fazla veren hem de dış ödemeler dengesinde açık veren ülkelerde sürdürülebilir iş yaratımı için olanaklar yaratma amacıyla ödemeler dengesi fazla veren ülkelerde gelir yönlendirmeli büyümedir. Rapor göstermiştir ki ödemeler dengesi fazla veren ülkelerde, işçi gelirleri ile verimlilikteki artış arasında yakın bir ilişki kurulduğunda bu ülkelerdeki işsizlik oranı düşmekte fakat acil açık problemleri ile karşı karşıya kalınmaktadır (Bölüm4). Bu dünya ekonomisinin yeniden dengelenmesinde kur değişikliği yapılmasından daha etkili olmaktadır. Aslında, gelir liderliğindeki stratejiler sadece toplam talebi desteklemekle kalmıyor ayrıca daha geniş iç pazarların oluşmasını ve sürdürülebilir işletmeler için yeni iş fırsatları yaratılmasını sağlayacaktır.

Gelir yönlendirmeli büyüme toplu pazarlık ve sosyal diyalogu güçlendirme çabalarına, işçilerin yararına sosyal güvenlik sistemlerine olduğu kadar iyi tasarlanmış asgari ücret politikalarına da bağlıdır. Brezilya ve Hindistan gibi ülkeler bunun nasıl başarılabileceğini göstermiştir.

…ve üçüncüsü, mali reform

Uluslararası Ödemeler Bankası’nın 2009 Yıllık Raporu’nda belirtildiği gibi “bir mali kriz tıbbi bir hastalık ile çok büyük benzerlik taşır. Her iki durumda da bir çare bulmak için hastalığın nedenlerini tespit ve tedavi etmek gerekmektedir.” Şu bir gerçek ki, buna rağmen, reformlar şimdiye kadar “hastalığın nedenlerini” ortadan kaldırmada başarısız olmuştur.

Sonuç olarak, bankaların derinlikli reformlar yapılmaksızın paraca desteklenmesi ciddi bir “ahlaki tehlike” problemi yaratmıştır. Gelişmiş ülkelerde reel ekonomiye verilen kredi miktarı düşmüştür. İş iyileştirmesi için merkezi önemde olan fakat yatırım ve kiralama planları için bankalara bağlı olan küçük işletmeler için durum daha da endişe verici bir haldedir. Yükselen ve gelişen ülkeler de reel ekonomiyi istikrarsızlaştırma eğilimindeki uçucu sermaye akımlarından etkilenmektedir.

Uluslararası platformda tartışılanlar da dahil olmak üzere mali sistemlerde reformlar yapılarak birikimler verimli yatırımlara yönlendirilebilinir ve iş fırsatları daha istikrarlı hale getirilebilinir (Bölüm 5). Bu önlemler, mali faaliyetlere vergi uygulanması gibi hem ulusal hem de uluslararası faaliyetleri kapsamalıdır. Mali reformlar ve yükselen kiralama bedellerinin gerektirdiği geçiş dönemi özellikle de mali konularda bazı endişelerin ifade edilmesine neden olmaktadır. Buna rağmen, mali reformların uzun vadede reel ekonomi ve toplum için yaratacağı fayda daha büyük önemdedir.

Toplumsal birlik risk altında

İzlenecek politika tartışmalarında toplumsal birlik daha öncelikli bir konuma getirilmelidir. İlk dikkat edilmesi gereken konu istihdamın ve toplumsal endişelerin dikkate alındığı duygusunu yaratabilmektir. Buna rağmen, strateji daha az kapsayıcı olursa devam eden toplumsal birlik garanti altına alınamaz.
Özellikle de iş kayıplarının en yüksek olduğu ülkelerde (Tablo 2), toplumsal yapıda var olan bozulmanın daha da büyümekte olduğu çoktan tespit edilmiş bir durumdur. Örneğin, 2009 yılında, bilgi alınabilen 82 ülkenin dörtte üçünden fazlasında bireylerin yaşam kalitesi ve yaşam standartlarının düştüğü algısı oluştuğu görülmüştür. Bu ülkelerde işsizlik oranı diğer ülkelere oranla 3 puan artmıştır. İşi olanların arasında dahi işten memnuniyet oranı önemli derecede düşmüştür-veri elde edilebilen 73 ülkenin üçte ikisinde işten duyulan memnuniyet 2009 yılında düşüş göstermiştir. Kriz öncesine göre adaletsizlik duygusunun büyümesi (83 ülkenin 46’sında) ve hükümetlere daha az güven duyulması (72 ülkenin 36’sında) şaşırtıcı bir durum değildir. Rapor göstermiştir ki daha yüksek işsizlik ve gelir dağılımındaki eşitsizliğin büyümesi durumları toplumsal yapıdaki bozulma göstergeleri için önemli belirleyicilerdir (Bölüm 2). Tersine, ekonomik büyümenin kendisi toplumsal yapı göstergelerinin arkasındaki önemli faktörlerden biri değildir. Bu sonuç, ILO Küresel İş Sözleşmesi tarafından desteklenen iş odaklı faaliyetin önemini daha da güçlendirmektedir.

Özet olarak, iş odaklı bir stratejinin benimsenmesi bir taraftan krizden sürdürülebilir bir çıkış sağlarken bir taraftan da toplumsal birlikteliği güçlendirecektir. Bu, uzun dönemli işsizlik ile mücadeleye iyi bir şekilde tasarlanmış mali destek verilmesini, işçi gelirleri ile verimlilik artışı arasındaki bağı güçlendirmek için çaba harcanmasını ve reel ekonominin ihtiyaçlarına yönelik mali reformlar planlanmasını gerektirir. Birçok gözlemcinin vurguladığı gibi, kriz dengelenmiş bir küresel ekonominin kurulabilmesi için bir fırsat olarak kullanılmalıdır. İstihdamın ve toplumsal durumun görünüşü bu fırsatın gerçeğe dönüştürülmesi için bir atılım yapma zamanı olduğunu göstermektedir.

İş Kayıpları aralıkları
En Yüksekten En Alçağa Doğru İstihdam Oran Aralığı–2010
İş (Milyon) % İş (Milyon) %

Gelişmiş Ülkeler 18          61.4          14.3          63.1
Afrika                             1.6            5.3            1.2      5.3
Asya ve Pasifik                2.0            6.7             1.6     7.2
Orta ve Doğu Avrupa ve Eski Sovyet Cumhuriyetleri 4.7 16 3.5 15.3
Latin Amerika ve Karayipler                        3.1        10.6      2.1     9.0
Toplam                                                    29.4      100       22.7   100

En yüksek ve en alçak sayılar ülkelere özgü olarak hesaplanmıştır. İstihdam oran aralığı kriz öncesi istihdam oranına döndürülmesi gereken iş sayısını göstermektedir.

Kaynak: ILO’ya dayalı IILS tahminleri, Laborsta veritabanı (detaylar için bölüm 1’e bakınız)

change in unemployment
% of countries that rate in countries that
show deterioration in experienced a
social indicators deterioration in social
between 2006–7 indicators relative to
and 2009 
Yaşam standardı/ hayat kalitesi algısındaki düşüş                 75.6    2.8
Hükümete duyulan güvendeki azalma                                  50.0    2.7
İş memnuniyetindeki düşüş                                                67.6    3.5
Adaletsizlik duygusundaki artış                                            55.4    1.5

Not: Veriler toplumsal göstergelere dayanmakta olup 71 ile 83 arası ülkeyi kapsamaktadır.Kaynak: Bölüm 2
Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Agtif GOTURKEY TODEM                               
LiveZilla Live Help