Dünya Sendikal Hareketinden Haberler

DÜNYA SENDİKAL HAREKETİNDEN HABERLER

ITUC, ev işçilerinin ve özellikle de göçmen konumundaki ev işçilerinin kötü çalışma koşullarına, maruz kaldıkları istismar durumlarına ve bunların karşısında hiçbir yasal hakka sahip olmadıklarına dikkat çekerek yeni hazırlanacak bir ILO Sözleşmesi’ne destek verilmesini sağlayabilmek amacıyla “Sendikal Bakış” adlı yayınında bu konuyu ayrıntılı bir biçimde ele almıştır. Dünyanın çeşitli bölgelerindeki ülkelerden örneklerle ve yapılan araştırmalardan elde edilen verilerle birlikte sunulan incelemenin bir özetini aşağıda sunuyoruz.

Ev İçi Çalışma: Yeni bir ILO Sözleşmesi için seferberlik

Ekonomik zincirin hayati bir parçası olan ev içi çalışmaya değer verilmemekte ve bu alanda çalışanlar korumasız bırakılmaktadır. Ev işçileri, özellikle de göçmen kadın ev işçileri, milyonlarca sömürü ve suistimal durumunu maruz kalmaktadır. Sendikal hareket, bu konuda örgütlenme çabalarının yanı sıra yeni bir ILO Sözleşmesi için de kampanya yürütmektedir: “Düzgün İş” yolunda önemli bir aşama. Burada da dünyanın çeşitli bölgelerindeki cesaret verici sendikal deneyimlere yer vereceğiz.

Ev İşçileri Yüksek Derecede Sömürüye Maruz Kalıyor

Ev içi çalışmayı düzenleyen uluslararası standartlar olmadığı için ev içi işin hala bir tanımı bulunmamaktadır ve ülkelerin iç hukukunda bununla ilgili farklı tanımlamalar yer almaktadır. İşverenlerin evlerinde çalıştıkları ve bu nedenle görünür olmadıkları, işverenler onları kaydettirmediği ve birçok ülke kanunda tam zamanlı çalışan olarak kabul edilmedikleri için dünya genelindeki ev işçilerinin sayısını hesaplayabilmek çok zordur. Bununla birlikte birçok gelişmekte olan ülkede çalışan nüfusun %5’i ile %9’unun kayıt dışı ekonomiye dahil olan ev işçileri olduğu söylenebilir. Brezilya’da 5 milyon, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de 2 milyon ev işçisinin yer aldığı bilinmektedir. Endüstrileşmiş ülkelerde bu sayı çalışan nüfusun %2,5’ine denk gelmektedir. Genellikle herkesin kendi üstüne düşen işi yaptığı ve bu nedenle de ev içi çalışmanın yaygın olmadığı İskandinav ülkelerinde bile bu durum yasal çerçeve dışında artış göstermiştir. IUF’un Eşitlik Merkezi’nden Barbro Budin, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesinin bütün dünyada ev işçilerine talebin artmasında etkili olduğunu söylemektedir. Bu milyonlarca ev işçisinin çoğunluğunu da kadınlar oluşturmaktadır.

Ev işçileri birçok suistimal durumuna da maruz kalmaktadır. Fiziksel ve psikolojik şiddet çok yaygındır ve ayrıca düşük maaş, uzun çalışma saatleri ve yetersiz izinler gibi birçok ekonomik sömürüye de maruz kalmaktadırlar. İşverenler onları kayıt altına aldırmadığı için ev işçileri kanunlardan da yararlanamamaktadır. Örneğin, Meksika’da ev işçilerinin haklarını savunan bir örgüt, yasal bir çerçeve için 12 yıldan fazla bir zaman mücadele etmiş fakat henüz bir sonuç elde edememiştir. Fiziksel bir iş olduğu için birçok tehlike de barındıran bu işte kaza, hastalık ya da emeklilik sigortası olmaması da çok büyük bir problemdir. Örneğin, Senegal’de ev işçilerinin yalnızca %2’si sosyal güvenlik sistemine dahildir. Özel hayat alanına girdiği için ev işçilerinin çalıştığı yerlerde iş denetimi de yapılamamakta ve ayrıca işçilerin sendikalaşması da engellenmektedir.

ITUC’un Yıllık Araştırması İstismarı Açığa Çıkarıyor

ITUC, 1 Ocak–31 Aralık 2009 tarihleri arasında 5 kıtada bulunan 140 ülkeyi kapsayan ve sendikal hak ihlallerini ortaya koyan 2010 yılı araştırmasını tamamlamıştır. Araştırmada, 26 Ekim 2009’da Endonezyalı ev işçisi Mautik Hani’nin Malezyalı işvereni tarafından uğradığı şiddet nedeniyle hayatını kaybetmesi ve Kasım ayı boyunca Kuveyt’te çalışan Endonezyalı ev işçileri arasında 13 tane intihar veya intihar girişiminin yaşanması gibi olaylar ortaya konmuştur.

Orta Doğu-Asya: Yetersiz ve Kısmi Reformlar

İnsan Hakları İzleme Örgütü İstismarı Ortaya Koyan Bir Rapor Yayımladı. Birçok Orta Doğu ve Asya ülkesi ev işçisi kabul etmektedir. Bu sayının Singapur’da 196 000, Lübnan’da 200 000, Kuveyt’te 660 000 ve Suudi Arabistan’da 1.5 milyon kadar olduğu tahmin edilmektedir. Bu işçilerin büyük bir bölümünü Endonezya, Sri Lanka, Filipinler, Nepal, Hindistan ve Etiyopya gibi ülkelerden göç etmiş kadınlar oluşturmaktadır. 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda açıklanan İnsan Hakları İzleme Örgütü raporuna göre yeni yapılan bazı düzenlemelere karşın milyonlarca Afrikalı ve Asyalı kadın işçi, şartlarının iyileşmesi umudu olmaksızın sömürü ve şiddet tehlikesi altında çalışmaktadır. Rapor Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Singapur ve Malezya’yı kapsamaktadır. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün kadın hakları araştırmacısı Nisha Varia, son beş yılda beş- altı tane ülkenin somut iyileştirmeler yaptığını fakat genel olarak reformların yavaş ve zor mücadeleler sonucu kazanıldığını ifade etmektedir. Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Malezya hükümetleri var olan iş yasasında düzenleme yapacaklarını ve ev içi çalışma ile ilgili yeni bir yasa tasarısı hazırlayacaklarını açıklamışlardır fakat yıllar geçmesine rağmen hiç biri bu reformları gerçekleştirmemiştir. Suudi Arabistan Danışma Konseyi (Shura) iş kanununa ev içi çalışma ile ilgili yapılacak olan bir eklemeyi onaylamış fakat hükümet henüz bunu onaylamamıştır. Singapur’da da Çalışma Bakanlığı iş kanunun ev içi çalışmayı da kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisini defalarca reddetmiştir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, göçmenlik ile ilgili reformların çalışma ile ilgili reformlardan da daha yavaş geliştiğini açıklamıştır. Araştırılan ülkelere göç eden işçilerin aldıkları vize türünden dolayı, işverenlerinin onların göçmenlik sponsoru gibi bir konuma geldiği belirtilmektedir. Bu durum işverene oransız bir güç vermektedir ve ona işçiyi kendi isteğine göre ülkesine gönderme veya işçinin başka işveren tarafından çalıştırılamamasını sağlama gibi haklar vermektedir. İşçiler bu gibi durumlarda haklarını aramaya çalıştığında ise yasal süreç çok uzun sürmekte ve bu süreçte işçiler çalışmaksızın kalabalık barınaklarda yaşamak durumunda kalmaktadır.

Göçmen Ev İşçileri: İki Kat Savunmasızlık

Göçmen ev işçileri insan tüccarlarının eline düşmekten zorla çalıştırılamaya kadar pek çok risk altında iki kat daha fazla istismar edilmektedir. Ev içi çalışma, göçün merkezinde yer almaktadır. Göçmen ev işçileri göç ettikleri ülkede kazandıkları parayı ailelerine göndermekte ya da ülkelerine dönüp kazandıkları parayı eğitimleri için ya da küçük bir işletme kurmak için harcamaktadırlar. Ev işçileri göç edilen ülkelerin ekonomisi ve toplumu için temel dayanaklardan birini oluşturmaktadır. ITUC Eşitlik Bölümü’nden Claire Courteille, düşük ücretle çalışan ev işçileri sayesinde zengin ülkelerdeki ailelerin üretimden kazandıkları kendi gelirlerini yükseltebiliyorken bu kazanımın genelde eşit olmayan bir şekilde paylaşıldığını; ev içi çalışmanın değersiz ve düşük ücretli kaldığını ve fakir ülkelerden gelen kişilerin sadece bu durumun devam ettiricisi olarak kaldığını anlatmaktadır.

İstihdam Ajansları

İşçinin kendi ülkesi ile çalışacağı ülke arasında kuracağı ilişkinin zorunlu bir halkası olan istihdam ve yerleştirme ajansları sık sık dürüst olmayan ve hatta mafyavari davranışlarından dolayı suçlanmaktadırlar. Hong Kong IMWU’dan Sartiwen Binti Sanbardi, Hong Kong’daki Endonezyalı işçilerin en çok karşılaştığı problemin maaşlarla ilgili olduğunu belirtmektedir. Anlaşmaya göre ev işçisi kendine bu işi bulan ajansa yedi ay boyunca her ay 3000 Hong Kong doları yani 348 Euro ödemek zorundadır. Böylece işçi yedi ay boyunca neredeyse hiçbir gelir elde edememekte ve çoğu da yedi ay sonra işten çıkarılmaktadır. Hemen yeni bir iş bulamazlarsa da ülkelerine geri gönderilmektedirler. Yeniden Hong Kong’a dönmek isterlerse Endonezya’daki istihdam ajansının ve Hong Kong’daki yerleştirme ajansının çıkarına olan bu ödemeyi yedi ay boyunca tekrar yapmak zorundadırlar. Bu aslında yasal olmayan bir uygulamadır. Hong Kong hükümeti en fazla ilk maaşın % 10’unun kesilmesini öngörmektedir. Ayrıca yasalara göre işçinin yol masrafını da işveren ödemelidir fakat ajanslar arasındaki rekabetten dolayı bu ödemeyi ajanslar yapmaktadır.

Kaçakçılık ve Zorla Çalıştırma Uygulamalarının Saklanması Gelenek Haline Geliyor

Senegal CNTS’den Fatou Bintou Yaffa, bazen kaçakçılık ve zorla çalıştırma durumlarının saklanmasının toplumda bir gelenek haline geldiğini söylemektedir. Ailesi tarafından tatile gönderildiği sanılan birçok kadının aslında ev içi işlerde çalışmak üzere gönderildiğini fakat bunu itiraf etmeye cesaret edemediğini söyleyen Yaffa, bu adla çağrılmasa da bunun kaçakçılık anlamına geldiğini belirtmektedir. Birçok Senegalli genç ev işçisinin bu sefaletten kurtulmak için insan kaçakçılarının eline düşme riskine rağmen şansını dışarıda denediği de bilinen bir durumdur. Avrupa’ya geçişte bir basamak olarak görülen Moritanya’daki göçmen kadınların durumu da bölgedeki diğer ülkelerdekilerle aynıdır. Birçok sınırı aşıp zorlu bir şekilde buraya gelen kadınlar burada tekrar yüksek miktarda ödemek yapmak zorunda kalıyor. Yabancı oldukları ve göz önünde çalışmadıkları için “görünmez “olan bu kişiler yasal olarak da tanınmamakta ve yasal bir statüye veya sözleşmeye de sahip olamamaktadır.

Elçilik Kapıları Arkasında Neler Oluyor

Moritanya CGTM’den Moulkheiry Sidiel Moustapha, Nouakchott’taki elçiliklerde bazı tahammül edilemez durumların yaşandığını anlatmaktadır. Örneğin bazı yerlerde kadınlar çok düşük ücrete çift vardiya olarak çalıştırılmaktadır. Örneğin, elçilik ile aracı arasında imzalanan bir anlaşma Senegalli ev işçisi kadın bulunmaksızın yapılmıştır. Kadın işçi kendi ülkesinde bıraktığı çocuklarına bakabilmek için bu işte çalışmak zorundadır.

Çok sayıda elçilik, diplomatik dokunulmazlığını kişisel dokunulmazlık olarak kullanmakta ve modern kölelik şeklinde artan sayıda skandal niteliğinde olay rapor edilmektedir. Bu yılın şubat ayında Suudi Arabistan ve Emirlikler’den diplomatlar kendilerini, insan kaçakçılığına karşı mücadele eden İngiliz hükümet dairesinin gözlemi altında bulmuşlardır. Göçmen ev işçilerinin haklarını savunan bir NGO ve İngiliz TUC’un ortaklarından Kalayaan’a göre bu iki Körfez ülkesinin diplomatları ve üst düzey devlet adamları için çalışan 6 kişi insan kaçakçılığının kurbanları olmuştur.

Kadınlara Karşı Yapılan Ayrımcılık ve Uygulanan Şiddet

Ev işçilerinin büyük kısmını oluşturan kadınlar sık sık cinsel istismar ve taciz de dahil olmak üzere şiddete maruz kalmaktadır. IUF Eşitlik Departmanı’ndan Barbro Budin de ev işçilerinin maruz kaldığı ayrımcılığın en önemli parçasının cinsiyet boyutu olduğunu belirtmektedir.

Daha Düşük Ücretlendirme

Senegal CNTS’den Fatou Bintou Yaffa, bahçe işleri gibi erkeklerin yaptığı işlere ödenen ücretin temizlik, bulaşık ve çocuk gibi kadınların yaptığı işlere oranla daha yüksek ücretlendirildiğini söylemektedir. Kira ödeyen ve ailelerine de para gönderen bu kadınlar zar zor yaşamlarını devam ettirebilmektedir.

Özellikle de, çalıştığı yerde kalan kadınlar cinsel tacize de uğramaktadır. Sri Lanka NWC sendikası tarafından kurulan destek hattında çalışan Graca Silva işvereni tarafından saldırıya uğrayan ev işçisinin kendini savunmasının çok zor olduğunu ve polisten yardım istediğinde de eğer vücudunda belirgin bir darp izi yoksa polisin daima işveren tarafında yer aldığını anlatmaktadır. Tabu olarak kabul edildiği için cinsel taciz durumunda savunma daha da zordur.

Güçler Dengesindeki Eşitsizlik

Kenya KUDHEIHA’dan Albert Njeru, fakir bir aileden gelen ev işçisi karşısında işverenin kendini daha güçlü bir konumda hissettiğini söylemektedir. Bazı işverenler bu işçileri konuştukları takdirde öldürmekle tehdit ediyor ya da kardeşlerinin işlerini kaybedeceklerini söylüyorlar. Kadınlar cinsel istismar sonucu hamile kaldıklarında da çocuğun bakımı hiçbir şekilde üstlenilmeksizin işten atıyorlar. Njeru, birçok ev işçisinin çok genç olmasından dolayı ya da küçük yaştan itibaren aynı yerde çalıştıklarından dolayı düşük eğitim seviyesine sahip olduğunu ve haklarını bilmediklerini ifade etmektedir. AFL-CIO Dayanışma Merkezi ile birlikte Mombasa’da ev işçileri üzerine yaptıkları bir araştırma sonucunda birçok ev işçisine işvereni tarafından yemek verilmediğinin, kimlik kartlarına el koyulduğunun, ücretlerinin ödenmediğinin ve birçoğunun işveren evden ayrılırken üstlerine kapıyı kilitlediği için herhangi bir acil durumda kaçma imkanlarının olmadığının ortaya çıktığını anlatmaktadır.Hong Kong IMWU’dan Sartiwen Sanbardi, işçilerin yaşam koşullarının kötü olmasının karşılaştıkları riskleri de arttırdığını söylemektedir. Birçok göçmen ev işçisine kalacakları uygun bir yer verilmemekte; işçiler balkonlarda ya da misafir odasındaki koltuklarda uyumaktadır ve bu durum da cinsel tacize uğrama riskini arttırmaktadır.

Çocukları İşe Almak Onlara Yapılmış Bir İyilik Değildir

Çocuklar, kontrol edilmeleri kolay olduğu ve kendilerine daha az ücret verildiği için ev işçisi arayanlar için ideal “avlardır” ve tamamen işverenin merhametine kalmış durumdadırlar. Ev işçiliğinin gizli ve kayıt dışı doğası dünya çapındaki bu işi yapan çocuk sayısının ne olduğunun bilinmesini zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte ILO, bu sayının 7 milyon gibi yüksek bir sayı olduğunu tahmin etmektedir. Örgütün yeni raporlarına göre, 18 yaş altı bu işte çalışan çocuk sayısı Orta Amerika’da 175.000, Endonezya’da 688.000 ve Güney Afrika’da 15 yaş altı çocuk sayısı 54.000’dir. Verilere göre ev içi işlerde çalışan 16 yaş altı kız sayısı diğer bütün çocuk işçi çalıştırılan sektörlerden daha fazladır.Dünyanın birçok bölgesinde ev içi işlerde çocukların çalıştırılması çocuk işçi çalıştırmak değil de onlara yapılmış bir iyilik olarak düşünülmektedir. Çocukların çalıştırılmasının asıl nedeni ise çocukların yetişkinlere göre daha az ücret alması ve kontrollerinin daha kolay olmasıdır. Bütün ev işçisi çalıştıranlar çocuklara kötü davranmamaktadır fakat evlerinden uzak olan çocuklar istismarın en kötü şekillerine maruz kalmaktadır. Birçok çocuk sistemli şiddete maruz kaldığını, sözlü olarak istismar edildiğini, aşağılandığını ve hatta cinsel tacize uğradığını itiraf etmektedir. Birçoğu da ev halkı tarafından ayrımcılığa maruz kalmaktadır. 10 yaşında ev işçisi olarak çalışmaya başlayan Faslı Sara patronunun ailesine kendisiyle konuşmamalarını söylediğini, çocukları okula bırakıp almak dışında evden nadiren çıktığını ve asla okula gidemeyeceğini bildiği için okul gördüğünde çok üzüldüğünü anlatmaktadır.

Çocuk Köleliğinin Modern Şekli!

Togo’nun başkenti Lomo’da 250.000 çocuk, ev içi işlerde çalışmaktadır ve bu çocukların büyük bir bölümünü de kızlar oluşturmaktadır. Bu, “görevlendirme” adı verilen bir gelenek adı altında yapılmaktadır. Buna göre durumu iyi olan aileler fakir ailelerin çocuklarını okula göndermekte ve karşılığında da çocuğa küçük ev işleri yaptırmaktadır. Fakat bu sistemin son zamanlarda istismar edildiğini söyleyen Togo CSTT’den Claudine Akakpo, işverenlerin bu sistemden faydalandığını, söz verdikleri gibi çocukları okula göndermediklerini ve bu konuda hiçbir kuralın olmadığını ifade etmektedir.

“Dışlama ve Sömürüye Son Verelim”

ILO İşçi Faaliyetleri Bürosu’nca (ACTRAV) yürütülen “ev içi çalışma” portföyünden sorumlu Luc Demaret ile bir röportaj yapılmıştır. Yeni ILO Sözleşmesi’nin temel amacının işçilere itibarlarının iade edilmesi ve var olan sömürü ilişkisinin yasal bir ilişki haline getirilmesi olduğunu söyleyen Demaret, ILO’nun bu konudaki temel motivasyonunun her türlü tanınmadan ve korumadan dışlanan on milyonlarca işçi olduğunun fark edilmesi olduğunu ifade etmiştir. Kölelik düzeninin işçileri korumak için yapılan yasal düzenlemelerle bittiğini fakat ev işçilerinin aynen tarım işçileri gibi bu düzenlemelerin dışında kaldığını belirten Demaret, bu alanın hala egemenlik ilişkisine dayandığını ifade etmiştir.
Demaret, yasal düzenleme yapılırken iki tane gizli tehlikeye dikkat etmek gerektiğini söylemiştir. Birincisi, her türlü dışlamanın önlenmesi gerekmektedir. İşçilerin bütün olarak dışlanmasının önüne geçilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan ikinci nokta olarak, çok geniş bir tanım da yapılmamalıdır. Bir düzenlemenin bütün herkesi kapsaması hem net olmama durumu yaratır hem de bazı işçilerin zaten var olan haklarını da kaybetme tehlikesi doğurabilir. Neden bir Tavsiye Kararı’nın olmasına ihtiyaç duyulduğunun sorulması üzerine Demaret, bunun hükümetlere ev işçilerinin çalışma saatleri, kalacakları yer gibi özel ihtiyaçlarının karşılanması için uygulama mekanizmaları sağlayacağını söylemiştir. ILO’nun 1948 ve 1965’te de bu konudaki endişelerini dile getirdiğini söyleyen Demaret, ilerleme sağlanması için yeterince baskı yaratılamadığını ifade etmiştir. 2005’te birçok kadın ev işçisi örgütlenmeleri gerektiğini hissetmiş ve özellikle de Latin Amerika ve Avrupa’da kadın ev işçileri örgütlerinin sayısı artmıştır. Bu örgütler kendi hareket sınırlarını fark ettikleri zaman sendikal harekete yakınlaşmışlardır. Sendikalar ile ev işçilerinin örgütlerinin ilişkilerinin giderek daha da güçlendiğini belirten Demaret bu sayede onların seslerinin ILO’da da duyurulduğunu belirtmiştir. ILO’da yer alan İşçiler Grubu bu konuyu ILO programına taşımışlardır. Sendikal hareketin kendisi de ev işçilerinin örgütlenmesi için sıkı bir şekilde çalışmıştır. Diğer taraftan özellikle de ev işçilerinin sendikal örgütlenmesinin yasak olduğu birçok ülkede sendikal hareketin sınırları da daralmıştır.Demaret’in ifadesine göre, ILO Sözleşmesi’nin sadece gerçekleşme ihtimali bile hem ev işçileri arasında hem de sendikalar arasında büyük bir heyecan yaratmıştır. Bu hareketlilik hükümetlerin ve işverenlerin de çoktan dikkatini çekmiştir. Tartışma resmi olarak başlamasa bile Sözleşme’nin düzenlenmesi ihtimali bile büyük bir siyasi etki yaratmıştır.Uluslararası Çalışma Ofisi’nin Ocak 2009’da bütün taraflara gönderilen bir ankete dayanarak vardığı sonuçların tartışmaların temelini oluşturduğunu söyleyen Demaret her şartın üç aşamalı bir incelemeden geçirileceğini eklemiştir. Etkili ve onaylanabilecek bir Sözleşme’nin oluşturulabilmesi için diğer taraflarla müzakere edilmesi ve tarafların ikna edilmesi gerekmektedir.

Demaret, karşılaşılabilecek zorluklar olarak hükümetlerin, ev içi işin insanların özel evlerinde yapıldığı için denetimin zor olduğu konusundaki görüşlerini saymaktadır. Ayrıca bazı hükümetler sosyal güvenlik gibi finansal konuları da sorgulamaktadır. Bununla birlikte Brezilya, Uruguay ve Güney Afrika gibi bazı ülkeler bu sorulara çoktan cevap bulmuştur. Avrupa’da bazı ülkeler ev içi çalışmayı kayıt dışı ekonominin dışına çıkarabilmek için işverenler üzerinde durmuştur. Bu tartışmalara kaynaklık edebilecek çok sayıda tecrübe bulunmaktadır. İşverenlerle diyalog kurmak da bu konuda önemli olabilir. Örneğin Belçika’da Sözleşme ve Tavsiye Kararı işçiler de dahil olmak üzere bütün sosyal tarafların desteğini almıştır.

Demaret, bu seneki Uluslararası Çalışma Konferansı’nın görevinin Uluslararası Çalışma Ofisi’nin hazırladığı önerileri gözden geçirmek ve üye ülkelere ve sosyal taraflara gönderilmek üzere bir Sözleşme ve Tavsiye Kararı taslağı hazırlamak olduğunu söylemiştir. Daha sonra yapılan tavsiyeler ışığında metin gözden geçirilecek ve 2011 Uluslararası Çalışma Konferansı’nda ikinci bir gözden geçirmeden sonra Sözleşme ve Tavsiye Kararı metni, 183 ILO üyesi devletin hükümetleri, işverenleri ve sendikalarından gelen delegelerin üçte iki çoğunluğu sağlanması üzerine kabul edilecektir. Bu aşama hayati önemdedir ve işçilerin grubu inançlarından gelen güçlerini kullanmak zorunda kalacaklardır. Gelecek aşama onaylama aşamasıdır. ILO bir onaylama kampanyası başlatacaktır fakat ulusal seviyede kazanım sağlamak için sendikal hareketlenme de çok gereklidir.

Yeni ILO belgesinin herhangi bir ülkede istismara uğrayan kadın ev işçisine nasıl yardımcı olabileceği şeklinde sorulan soruya Demaret cevap vermeye başlarken Sözleşme’nin onaylanması halinde ona taraf olan ülkelerde hukuki bir yaptırıma sahip olacağını söylemiştir. Polis korkusunun şüphesiz en kısa yoldan etki sağladığını belirten Demaret, ev işçilerinin de haklarını bileceğini ve sendikaların bilgilendirme kampanyalarının da bu konuda onlara yardımcı olacağını söylemiştir. Örneğin bir kadın hamile olduğu için işten atılırsa mahkeme kararı ile kendisine tazminat ödenecektir. Aynı zamanda kendisi bir sendikadan yardım da alabilir. “Düzgün iş” koşullarına asgari düzeyde sosyal koruma, izin günü ve haftalık izinler verilmek suretiyle saygı duyulacaktır.

“Düzgün İş” için Gerekli Bir Araç Olarak ILO Sözleşmesi

2010 Temmuzu’ndaki ILO Konferansı’nda yer alan tartışma sendikal hareket tarafından uzun süredir sürdürülen mücadelenin önemli bir aşaması olmuştur.
ITUC Eşitlik Departmanı başkanı Claire Courteille, bunun sömürü sefaletine son vermek ve bu işçilere düzgün iş imkanları sağlamak adına şimdiye kadar hükümetler ve sosyal ortaklar tarafından atılmış en büyük adım olduğunu belirtmektedir. Sendikalar gibi işverenlerin ve hükümetlerin de ILO içindeki sosyal taraflar olduğunu söyleyen Njeru, ev içi işçilerin haklarını alabilmeleri ve çocuk işçi çalıştırmaya karşı, düzgün iş için ve var olan yasalardan faydalanmak için kampanya düzenlemek gibi günlük işlerinde bir sözleşmenin çok işlerine yarayacağını umduğunu belirtmiştir. Bunun faaliyetlerini destekleyecek uluslararası bir çerçeve oluşturacağını da sözlerine eklemiştir.ILO’nun 2009 Ocak ayında bütün taraflara gönderdiği bir anketten sağlanan verilere dayanarak sunduğu sonuçlar tartışmaların temelini oluşturacaktır. Sendikalar göçmenler, genç işçiler, işverenin evinde kalan işçiler ya da yarı zamanlı çalışan işçiler gibi kategoriler için özellikle koruma önlemlerinin alınmasını talep etmektedir. Ev işçilerinin temel haklarının geliştirilmesini savunan sendikal hareket aynı zamanda bu temel haklara erişebilmek için gerekli olan örgütlenme ve toplu pazarlık özgürlüğü sağlanması konusunda da ısrarcıdır. Bu konularda gelişme sağlandıktan sonra bir sonraki aşamaya geçilecektir ve bu aşamada alınan kararların onaylanması ve tam olarak uygulanması sağlanacaktır. Malezya MTUC Genel Sekreteri G. Rajasekaran, Malezya’nın genellikle uluslararası sözleşmelere uyduğunu ve kendilerinin de pasif bir şekilde yeni yasal düzenlemeyi beklemeden ev işçilerinin hakları için yoğun bir kampanya yürüttüklerini vurgulamaktadır.

Ev İşçilerinin Örgütlenmesi Yolunda Yaşanan Etkili Sendikalaşma Deneyimleri

Örgütlenme zorluklarının nasıl aşılacağı konusunda geliştirilmiş yaratıcı tekniklerden örnekler:
Kayıt dışı ekonominin ve “düzgün iş” amacının bir parçası olarak bütün dünyadaki sendikalar tüm zorluklara karşı ev işçilerinin örgütlenmesi için çalışmaktadır. IUF’tan B. Budin, evlerde çalışan işçileri örgütlenmenin bir fabrikada örgütlenmekten çok daha zor olduğunu söylemektedir. Ayrıca bu işçilerin işlerini kaybetme korkusu onların bir araya gelmesi önünde bir engel oluşturmaktadır. Meksika CONLACTRAHO’dan Marcelina Bautista, bu tip işçiler arasında örgütlenme geleneği olmadığı için onları örgütlemek ve üyesi yapmak isteyen sendikaların yaratıcı stratejiler bulması gerektiğini belirtmektedir.

Medya ve Toplanma Yerleri

Ev işçileri arasında bilinir hale gelmeleri için sendikaların atacağı ilk adım medya yolu ile onlara ulaşmaktır. Trinidad ve Tobago NUDE’dan Ida Le Blanc, her zaman medyada onların problemlerinden bahsettiklerini ve kendilerinden bilgilendirme isteyen ev işçilerinden telefon aldıklarını anlatarak bunu doğrulamaktadır. Bazı sendikalar da işçilerin boş zamanlarında gittiği parkları, dini veya hemşerilik topluluklarını tespit ederek buralarda onlarla iletişim kurmayı denemektedirler. Bazı sendikacılar ise ABD’deki DWU’nun yaptığı gibi sokaklarda ve toplu taşıma araçlarında ev işçisi olduğunu tahmin ettikleri kişiler ile iletişim kurmaktadır. Göçmen ev işçileri ile iletişim kurmak ve onları bilgilendirmek için ise havaalanları en uygun yerlerin başında gelmektedir.

Zihniyetteki Değişim

Ev işi genellikle değersiz görülmekte ve küçümsenmektedir. Sendikalar da toplumdaki bu imajın değişmesi ve ev işçilerine itibarlarının ve güvenlerinin geri verilmesi için çalışmaktadır. Bautista, kamu farkındalığını artırmak ve işlerinin görünür olmasını sağlamak için ev işçilerinin kampanyalarda yer almasının çok önemli olduğunu ve bunun aynı zamanda onların müzakere yapma kabiliyetlerini de artıracağını söylemektedir.

Sendikalar İçinde Yaşanan Değişim

Bu konuda yapılan araştırmaların başlamasıyla Senegal CNTS, kayıt dışı ekonomideki kadınları örgütleme kampanyasının bir parçası olarak ev işçilerini de örgütlemeye başlamıştır. CNTS Kadın Komitesi başkanı ve Genel Sekreter vekili Fatou Bintou Yaffa, sendika kartı almalarına yardım etmek için bu işçilere sendikada az miktarda görev vermek zorunda olduklarını anlatmaktadır.

Üyelerinin birçoğunun potansiyel işveren olduğu sendikaların içerisindeki zihniyetin değişmesi de temel amaçlardan biridir. Ev işçileri ne kadar çok sendikal faaliyette yer alırsa saygınlıkları da o derece artmaktadır. Yaffa, resmi bir işte çalışan kadınların, 1 Mayıs ve 7 Ekim günlerinde kadın ev işçileri ile birlikte yürüdükten sonra tavırlarının değiştiğini anlatmaktadır. Yürüyüşün sonunda bir kadının kendisine yaklaşarak hizmetçisinin artık mutfakta yerde yatmayacağını, ona oturma odasında bir yatak vereceğini söylediğini ve yürüyüşe katılan erkeklerin de artık hizmetçilere bu şekilde davranılmasına son verilmesi yönünde konuştuklarını anlatmaktadır.

Yasal Öneri

İşverene karşı haklarını elde etmeye çalışan bir ev işçisi dezavantajlı bir konumda mücadele eder fakat sendikalar ulusal yasalarda değişiklik yapılması için baskı oluşturmanın yanında işçilere yasal danışmanlık yaparak da onlara çok önemli bir destek verebilirler. Hong Kong’taki Hindistanlı Göçmen İşçileri Sendikası gibi bazı sendikalar, kendisine kötü davranan işvereninden kaçan işçilere kalacak yer de temin etmektedir.
Ücretler söz konusu olduğunda, ev içi işçilerinin pazarlık gücü çok zayıf bir durumda kalmaktadır. Sendikalar işçilerin daha iyi ücretler alabilmesi için onların yanında mücadele edebilirler. Örneğin, Tanzanya CHO-DAWU işçilere ülke genelinde asgari ücret verilmesi için müzakere yürütmektedir.
ABD’deki DWU gibi bazı sendikalar da ev işçilerine özellikle göçmen işçiler için çok faydalı olan sağlık kontrolleri gibi hizmetler de sağlamaktadır.

Mayıs 2010 Seferberliği

Uluslararası İşçi Günü, Hong Kong’tan Brüksel’e, Lima’dan Nouakhott’a kadar her yerde ev işçilerine dikkat çekmek için bir fırsat olmuştur.

-İngiltere’de TUC’un üyesi olan UNITE’nin bir parçası olan J4DW (Ev İşçileri için Adalet), İngiltere hükümetinin tutumunu değiştirmesi ve ILO Sözleşmesi’ni desteklemesi için yeni bir dilekçe sunmuştur.
-Peru ev işçileri sendikası SINTTRAHOL ulusal işçi konfederasyonu CGTP tarafından düzenlenen kamuya açık bir toplantıya katıldı.
-Moritanya’da bulunan Senegalli Göçmen Ev İşçileri Birliği korkunç çalışma koşullarını dile getirme amacıyla ulusal sendika merkezi CGTM ile birlikte Nouakchott sokaklarında yürüdü.
-Trinidad ve Tobago’da, Ev İşçileri Ulusal Birliği hükümete bir “açık mektup” yazmış ve hükümetin tutumunu değiştirmesini ve ILO Sözleşmesi’ni desteklemesini istemiştir. Bu arada Tanzanya’da sendikalar bu konudaki isteklerine cevap vermeyen başkanı etkinliğe davet etmeyi reddetmiştir.
-Asya’da ITUC Asya-Pasifik Bölgesel Örgütü (ITUC-AP) en büyük Asya işçi ağı ile birlikte 1 Mayıs’ı Asya Ev İşçileri Günü olarak kutlamaya karar vermiş ve ILO Sözleşmesi için birleşik bir deklarasyona imza atılması çağrısı yapmıştır.

Göç Hakkında Düzgün İş Olgusu ile Uyumlu Küresel Bir Yaklaşım Geliştiriliyor

Göçmenlere karşı eşit davranılmasını talep etmek ve onları savunmak ve örgütlemek için sendikalar arasında sınırlar arası işbirliğini geliştirmek gerekmektedir.Uluslararası sendikal hareketin, göçmen işçilerin kendi ülkeleri ve gittikleri ülke ekonomilerine olan katkısını fark etmeleri bir gerekliliktir ve bu farkındalığın daha eşit bir davranışa dönüştürülmesi gerekmektedir. Oysaki kriz zamanlarında göçmenlerin işsizliğe ve güvencesizliğe neden oldukları propagandası yapılarak günah keçisi haline getirilmektedirler. ITUC’un 2006 Kasım ayında Viyana’da yapılan Kuruluş Kongresi’nde ayrımcılığa karşı mücadele yapılacak aktivitelerin en başında sayılmıştır. 21–25 Haziran’da yapılacak olan İkinci Kongre’de de göçmen işçilerin haklarının nasıl geliştirileceği ve sendikalara katılımlarının nasıl sağlanacağı tartışılacaktır. IUF’tan Barbro Budin, sömürünün en kötü şeklinin engellenmesi için göçmen veren ve alan ülke hükümetlerinin daha aktif ve koordine edici bir rol oynaması gerektiğini vurgulamıştır. İstihdam ajansları daha sıkı kontrol edilmelidir. Ayrıca işçilerin bilgilendirilmesi için farklı ülke sendikaları arasında işbirliğinin sağlanması gerekmektedir.

Çift Taraflı Ortaklık Anlaşması

Güney/Güney işbirliğini güçlendirme çabalarının bir parçası olarak ITUC farklı bölgelerdeki üyeleri arasında ortaklık anlaşmalarını başlatmıştır. İsveç LO-TCO ve İngiliz TUC tarafından desteklenen bu pilot projeler Endonezya (KSBSI) ve Malezya (MTUC), Senegal (CNTS) ve Moritanya (CGTM), Nikaragua (CST, CUS, CUSa) ve Kosta Rika (CTRN), Brezilya (CUT) ve Paraguay (CNT), Hindistan (NTUC) ve Bahreyn’i (GBFTU) kapsamaktadır.
Malezya’da MTUC, Moritanya’da CGTM ve Kosta Rika’da CTRN tarafından göçmen işçileri için bilgi ve destek merkezleri kurulmuştur. Kolombiya’da CGT’nin Bogotalı göçmen işçiler merkezi kurması gibi diğer üyeler de benzer girişimlerde bulunmuştur.

“Bu Kadınlar Güçlü Bir Sendikaya İhtiyaç Duyuyor”

Büyük Britanya’da TUC, göçmen ev işçilerinin kölelik benzeri çalışma şartlarının iyileştirilmesi için bir kampanya başlatmıştır. ITUC Kadın Komitesi Başkanı ve Genel Sekreter Vekili Diana Holland, işçilere yardım etmek ve onları örgütlenmek için TUC’un oluşturduğu stratejileri tanıtmıştır:

Kadın ev işçilerinin sendikalardan beklentileri diğer işçilerden farklıdır. Onlar işverenle yapılacak bir toplu pazarlık arayışında değildir. Bu belki daha sonra bahsedilebilecek bir aşamadır fakat şu anda bu alanda faaliyetler hala bireysel ilişkiler şeklinde yürütülmektedir. Bu kadınların ihtiyacı olan güçlü bir sendika ve kendileri gibi binlerce çalışanın olduğunu hissedebilecekleri bir örgütün parçası olduklarını hissetmektir.
Bu işçilerin pasaportlarına iliştirilmiş olan kimlikleri işverenleri tarafından çalınmış olabileceği veya ülkeye giriş yaptıklarında işçi olarak haklar elde edebilecekleri bir statüyü otomatikman kazanmadıkları için bir sendika kartı edinmeleri de bu işçilere bir kimlik kazandıracaktır.

Holland, işçilere nasıl yaklaştığı konusunda sorulan bir soruya aslında işçilerin ona yaklaştığını söyleyerek cevap vermeye başlamıştır. İşçilerin kendisini bir toplantılarına davet ettiğini ve durumlarını anlattıktan sonra ne yapabileceklerini sorduklarını anlatan Holland, ilk olarak işçilerin zaten var olan örgütlenmesinin sendikalarla nasıl işbirliği yapabileceğini düşündüklerini belirtmektedir. Sendikal bir çalışma metodu edindiklerini söyleyen Holland, sendika temsilcilerinin de ev işçilerinin toplanma yerlerine giderek onlara önerilerde bulunduğunu anlatmaktadır.

“Kadınlar için Düzgün İş, Düzgün Yaşam”

ITUC Dünya Kadınları Konferansı’nda kadın ev işçileri konusu ön plana çıktı. 19–21 Ekim 2009 tarihlerinde “Kadınlar için Düzgün İş, Düzgün Yaşam” temasıyla Brüksel’de gerçekleştirilen toplantıya katılan 450 delege küresel krizin kadınlar üzerindeki etkilerini inceledi ve uluslararası sendikal hareketin onların iş güvenliği, ücretleri ve çalışma koşulları konusunda neler yaptığını ortaya koydu. Konferans programı, en sömürüye açık ve korunmasız durumda olan kadın işçiler konumundaki kadın ev işçileri üzerine odaklandı. Şu anda Belçika’daki Filipinli göçmen işçiler birliği Samahan’da muhasebeci olan Leonida Belgion, Belçika’ya ilk geldiklerinde maddi sıkıntı içinde oldukları için ev işçisi olarak çalışmak zorunda kaldığını ve çektiği sıkıntılar nedeniyle depresyona girdiğini anlattı. Konferans katılımcıları cesaretinden dolayı Belgion’u alkışladılar.
Konferansın son bölümünde ev işçileri için uluslararası standartların oluşturulması ve bütün ev işçilerinin 2010–11 Uluslararası İşçi Konferansı’na katılımının sağlanması gerektiği vurgulandı. Delegeler çoğu ev işçisi olarak çalışan göçmen kadın işçilerin korunmasının önemini bir kez daha vurguladı.

Amerika: “Herkes İşverene İnanma Eğiliminde”

“İşçi” olarak yasal tanınma, iş hastalıklarından korunma, yasal destek… Amerika kıtasındaki sendikalar artan sayıdaki ev işçilerine yardıma geliyorlar.İşçi olarak tanınma ev içi işçileri için ilk mücadele alanıdır. Bu alanda mücadele eden Amerika kıtasındaki bazı sendikalar işçilerin bazı haklarının tanınması yolunda işçilere yardım etmektedir. Trinidad ve Tobago Ulusal Ev İşçileri Sendikası’ndan Ide Le Blanc, kazanımlarından birinin hükümeti asgari ücret yasasında düzeltme yapmaya ikna etmeleri olduğunu söylemiştir.
Problemin yasanın uygulanması konusunda yaşandığını söyleyen Blanc, en azından asgari ücret yasasına aykırı davranılan durumlarda ev işçisi adına dava açabildiklerini vurgulamaktadır.Mahkeme süreci ise karışık bir süreçtir çünkü genelde işverenin işlediği suçun ev halkı dışında görgü tanığı bulunmamaktadır. Latin Amerika ve Karayipler Ev İşçileri Konfederasyonu CONLACTRAHO Genel Sekreteri Marcelina Bautista, işverenin istismarla suçlandığı zaman işçiyi hırsızlık gibi karşı bir suçla itham ettiğini anlatmaktadır.Ev işçileri sendikaları genellikle ekonomik zorluk çekmektedirler çünkü üyelerinin ödeyebildiği aidatlar çok düşük olmaktadır. Trinidad ve Tobago’da yasal faaliyetler bazen az da olsa sendikalara kazanç sağlamaktadır. Blanc, üyelerini mahkemede ücretsiz olarak temsil ettiklerini fakat sadece bu hizmetten faydalanmak için katılan işçilerin davayı kazanmaları durumunda kazandıklarının %10’unu kendilerine ödediklerini söylemektedir. Davalar ev işçilerine karşı halk farkındalığını artırmaya da yaramaktadır.

Ev işçileri özellikle de göçmenler ve daha da kötüsü göç ettikleri yerde yasadışı çalışanlar sağlık hizmetinden faydalanamayan bir grubu oluştururlar. Bu noktada birçok sendika bu hizmetleri sunmaktadır. Örneğin, Birleşik Devletler’de Birleşmiş Ev İşçileri kongrelerine doktorları davet etmekte ve katılımcıların sağlık durumlarının kontrol edilmesini sağlamaktadır. Ayrıca DWU üyelerinden Erline Browne’nun söylediğine göre fizik tedavi uzmanlarının da önerileri dikkate alınmakta ve işçilerin işleriyle ilgili yaşayabilecekleri hastalıkların önüne geçilmeye çalışılmaktadır.

Asya: “İşverenleri Davranışlarıyla Yüzleştirebiliriz”

İşverenle kurdukları bireysel ilişkinin doğasına karşın bir sendikanın kolektif gücü ev işçilerine yardım edebilir. Asya sendikaları bu işçilerin örgütlenmesi yolundaki birçok engeli aşmış ve onların yararına olan birçok somut sonuç elde etmiştir. Bu yılın Ocak ayında Nepal’de kurulan ev işçileri birliği NIDWU’nun başkanı Sanu Danuwar, izole edilmiş bir ev işçisinin sesini duyurması için çok az bir şansa sahip olduğunu ve kendisini sömürmeye niyetli olan işvereni ile yüz yüze kaldığını belirtmektedir. Danuwar, bir sendika içinde kendilerinin gidip işverenle görüşebileceğini ve onları davranışlarıyla yüzleştirebileceğini söylemektedir. İşveren kötü davranışından ötürü dava edilebilmektedir.Sendikaların temel amaçlarından biri de ev işçilerinin haklarını bilmelerini sağlamaktır. Özellikle de gittiği ülkelerin yasaları hakkında hiçbir fikri olmayan veya bir sorunla karşılaştığında hangi örgütün kendisine yardım edebileceğini bilmeyen göçmen işçiler için bu hayati önemdedir. Hong Kong’ta HKCTU’ya bağlı birçok göçmen birliği kendi toplumlarından olan göçmen işçileri bilgilendirmek için büyük bir çaba harcamaktadır. Onlarla Pazar günleri örneğin park gibi yerlerde görüşmeler yapmaktadırlar.

Sri Lanka’da NWC, göçmen işçiler ama özellikle de ev işçileri için bir destek ve yardım programı oluşturmuştur. Çalışma, işçi gelmeden önce eğitim olanağı sunan bir göçmen işçiler birliği kanalıyla başlamaktadır. Daha çok iş hakkında bilgi veren hükümet programlarından farklı olarak bu program işçilerin hakları, çalışma koşulları, gidecekleri yerin kültürü ve HIV’den korunma gibi konulara odaklanmaktadır. Göçmen işçiler birliği ayrıca işçilerin insan kaçakçılığı riskine karşı uyarılmasını da çok önemsemektedir.

İstismar İhbar Hattı

NWC ayrıca ev işçilerinin istismar edildiği bir durumu haber vermek isteyenler için ulusal bir yardım hattı da kurmuştur. Yardım taleplerinin çoğu sözlü olarak vaat edilen ücretlerin ödenmemesi konusundadır. NWC’nin işveren ile yaptığı görüşmede genellikle ev işçisinin işini kaybetmeden bir anlaşmaya varılmasına çalışılmaktadır.Birçok ülkede sendikaların yasalarda ev işçilerinin yararına reformlar yapılması yolundaki kampanyaları başarıya ulaşmaktadır. Örneğin Malezya İçişleri Bakanlığı, Malezya Sendikalar Kongresi’nin (MTUC) Malezya’daki Endonezyalı ev işçilerinin haftada bir gün tatilleri olması ve kaldıkları süre boyunca pasaportlarının kendilerinde kalması yönündeki taleplerini 2 Eylül 2009 tarihinde kabul etmiştir. MTUC ev işçilerinin sendikalaşma hakkı ya da en azından kendi haklarını savunabilecekleri bir birliğe sahip olma hakları için hala hükümette lobi çalışmaları yürütmektedir.

Afrika: “Farkındalığı Yayma”

Afrikalı ev işçileri her geçen gün artan sayıda sendikanın dikkatini çekmektedir. Güney Afrika, Tanzanya ve Kenya’dan örnekler:

Ev işçileri işverenin özel malikanesinde çalıştığı için onlarla iletişim kurmanın ne kadar zor olduğu bütün sendikalarca bilinmektedir. Afrika’da birçok sendika onlara yardım etmek için stratejiler geliştirmektedir. Örneğin Güney Afrika’da SADSAWU üyeleri fakir bölgelerdeki tren ve süpermarket gibi yerlerde ev işçisi olduğunu tahmin ettikleri kişilere broşürler dağıtmaktadır. Ayrıca SADSAWU başkanı Esther Stevens, kurdukları küçük sokak komiteleriyle de ev ev dolaşarak broşür dağıttıklarını söylemektedir. Bir veya iki ev işçisi ile iletişim kurduklarında bu kişinin diğer ev işçilerine kendilerinden bahsettiğini ve böylece o bölgede bilinir hale geldiklerini anlatan Stevens, böylece toplantılar da ayarlayabildiklerini ve bu toplantılarda bir sendikaya katılmanın ne kadar önemli olduğunun işçilere açıklandığını belirtmektedir. Ev işçileri kendileri adına pazarlık yapan bir örgüt olmadığı için asgari ücretten faydalanamamaktadır ve ücretler her işçi-işveren ilişkisinde değişiklik göstermektedir. Bununla birlikte Tanzanya CHODAWU sendikası gibi bazı sendikalar ulusal bir asgari ücretin belirlenmesi için mücadele yürütmektedirler. CHODAWU başkanı Titus Mlengeya, 2008 yılında hükümet ve işverenler birliği ile yapılan müzakereler sonucunda ev işçileri için asgari ücret olarak 60 dolar belirlenmiştir. Genellikle buna uyulmadığını söyleyen Mlengeya, yine de doğru yolda olduklarını çünkü en azından işverenlerin böyle bir yasa olduğunu televizyonlardan öğrendiğini ve kendi görevlerinin de zaten bu farkındalığı artırmak olduğunu söylemektedir. Yasaların uygulanmasını sağlamak ise hükümetin görevidir.

Yasal zorunluluk genelde işvereni korkutmaya ve sonuçta sömürdüğü işçinin hakkını vermeye ikna etmeye yetmektedir. Kenya ev işçileri sendikası KUDHEIHA genel sekreteri Albert Njeru, polis merkezlerinde kendilerine yardımcı olan ilişkileri olduğunu söylemektedir. Njeru, işverenin yanlış yaptığını fark ettiği zaman ise rüşvet vermeye çalıştığını, ama genellikle de daha sonra ilerde tekrar aynı şeyi yaşamamak için çalıştırdığı ev işçisinin temel haklarına biraz daha saygı duymaya başladığını anlatmaktadır.
Stevens, işveren korkusu yüzünden ev işçilerinin tek başına dava açamadığını ve işveren ne verirse ona razı olduğunu söyleyerek sendika desteğinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır.Kendisi de 45 yıl ev işçisi olarak çalışan Stevens bir işverenin müzakere yapmaya nasıl ikna edilebileceği konusundaki önerisini şöyle açıklamaktadır:

“Ev işçileri işverenlerinin evlerinde yaşarlar ve onların günlük ruh hallerini bilirler. İyi bir günlerinde onlara konuşmayı teklif etmeliler. İşveren zamanının olmadığını söylerse ilk önce bir mektup yazmalılar ve sonrasında tekrar konuşmayı denemeliler. Sonunda ne zaman işverenlerini “eğitme” cesaretini kendilerinde bulacaklarını merak ediyorum. Ben, üyelerimize kendileri çaba harcamazlarsa işverenin onların problemlerini fark etmeyeceğini ve kimsenin onlara yardım etmeyeceğini anlatıyorum.”

Üye Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Agtif GOTURKEY TODEM                               
LiveZilla Live Help